..an-sı-zım





yorgun bir yürek yangını içleri
suskun
gözlerinde hüzünlü kediler
yine de 
rüzgarda ıslık çalıyor ölü kavak ağaçları...

tk

GÜNLÜKLERİMDEN

ah be günlük bu temmuz günlerinde şu dışarıdan gelen sesleri de işitiyorsun demi.tekbir bismillah Allahu ekber,şeriat isteriz,gavurlara ölüm,laikçilere ölüm,vs vs ekmek istemek gibi de değil bu ölüm isteyen haykırışlar. biri hep düşman ama niye düşman,niçin düşman soran eden yok. ah be günlük birde bağıranları görsen; hayatında misal hiç Bodrum'a tatile gidememiş, 2000 model bir araba sahibi olunca o arabayı her sabah üç kez silen insanlar. velhasıl geçim derdinde kıt kanaat geçinen, öbür dünyaya inanan, orada mutlu olmak içinde burada kendine öğretilenlere uymaya şartlandırılmış insanlar. birini kulağından tutup gel kardeşim sana piyango çıktı seç bakalım İsviçre'ye mi gönderelim seni Arabistan'a mı desen, tereddütsüz İsviçre diyecek tipler bunlar... velhasıl günlük biliyorsun bizim yürüyüşlerimizde oldu; ağacı,emeği, barışı korumak için. bizi polisler copla yere sermezse onlara o ay maaş verilmeyeceği tembihlenmişti ama bu gece ortaya çıkan karanlık kalabalıklara karışan eden de yok, bilakis poliste bunlarla herhalde,yaniii. ah be günlük hani nerede o şarkılardaki Akdeniz akşamları...

herkes de darbe karşıtıymış, bütün (partilerimiz) seçmenlerin iyiliğine duacıymış. ah be günlük sanırsın hiç hırsızlık olmamış, hukuk üpüstün(yani çok üstün,yani göklerde), memleket çok ileri taa uzaya götürülmüş, asla iskonto, komisyon, ihale peşinde koşmamış vekillerimiz.. herkes memleketi kurtarma derdinde biraz kendini kurtarmış o kadar. sokağa çıkıp yirmi yaşındaki askerin boğazını kesenler meğer demokrasiye sahip çıkmışlar. minarelerden selaaaa okuyanlar,cihat çağrısı yapanlar meğer demokrasiye sahip çıkmışlar. ah be günlük bindirdiler bu kalabalıkları bir alamete götürüyorlar .....

sen gülümseme üzerine hiç şiir hatırlıyor musun sevgili günlük? misal gülünce limon ağacına benzeyen uzakta mavi bir sevgilin var mı,hadi karıştır sayfalarını:)

"kim bilir bir limon ağacı
ne güzel anlatırdı seni;
içimdeki o şehrin kar altında tutsak kuşlarına...

sen dört yanı masmavi bi adasın içimin atlasında
gülümsemendir her sabah başıma taktığım o altın taç
hem neyim ki zaten ben; bir insandan başka
sevmiş olmaktandır gururum
sevmekdendir yalnızca..."

tk

YAŞAMAYA DAİR



karardığında için

gözünün görebildiğince uzağa bak
dalgalara bırak ruhunu
denizlerde yıka
gör dünyayı bu hale getirenleri
kan içenleri kara kitaptan gör
korkma ölümden 
korkma öteki dünya masalından
vicdanından kork yalnızca
bil ki an olur gülümser yaprak
çiçek açar
an olur solar 
rüzgarlarda savrulur
ama sımsıkı tutunur toprağa kökler
umudun mayasıdır bu
yaşamak budur işte...

tk


HALK




kimi madende ölür, kimi cephede
kimi durduk yere hiç sebepsiz
yaşarken değildirler ama ölünce kahraman olur herbiri
dinler onları kutsar, kanunlarda öyle
oysa gülmemiştir hiçbirisi ağız dolusu
belki bundandır, lanetlidir düşleri...

t.kurt/2010 da yazmışım bugün Atatürk Havalimanı katliamından sonra dilimin uçuna geldi gene bu dizeler,lütfen yorum yapmayın,çünkü artık dayanılmaz bir acı veriyor yorumlar bile

ayrılığın cennetinde yaşamaktansa senin cehenneminde olmak



yağmurlar dinince kavurucu sıcaklar başladı yine, birde onca olan biteni göremeyip nefsini terbiye için bu sıcakta oruç tutanlar, ah nerede herkesin ölmeden cenneti yaşadığı annemin rüyalarındaki o güzel ülke! galiba ben asla şatoya giremeyeceğim! kaç zamandır iyi zaman geçirmek, iyi bir kitaba rastlamak oldu. Francesko Sanctis' in Uzun Gecesi adlı romanda tesadüfen elime geçmişti, düş kadar güzel bir dostluk ve dayanışma öyküsü,belki düşten bile güzel; yitirdiğini sandığın şeyleri insanın yeniden anımsaması. bu sabah verdiğim siparişi kargo görevlisi getirince okumaktan daha büyük bir sevinç duydum.çok büyük bir hazineye sahip olmak duygusunu nasıl anlatırdı acaba Şehrazat? haber bültenlerinde tüm Şato ahalisi yağmur duasının kuraklığın gerçek çözümü olduğundan bahsediyor, işçilerse bu mübarek ramazan ayında tiner koklamanın oruç bozup bozmadığını bir türlü sorup öğrenemediler daha. epeydir iskambil oyunlarını da internetten oynuyorum, şansımsa hiç yok, zaten makinalar da kimseye ayrıcalık tanımıyor. dün uyuz olmuş bir sokak köpeğini veterinere götürdüm, tedavisi 150 liraya mal oldu,bu yaptığıma (bağzılarının) bıyık altından niçin güldüğünü ise anlayamadım. dünyanın neresine gitsem acaba tavşan deliğinden düşerim, diye bir soru aklıma takıldıkça belgesel izlerken buluyorum kendimi, hiçbir insanın yaşamadığı o uzak adalarda içime sinmedi bir türlü. haber bültenlerinde kes yapıştır habercilik, dizilerde edebiyat noksanlığı, sinemalarda niteliksiz filmlerde oluşan uzunnn gişe kuyruğu... velhasıl buralarda esir gibi yaşadığımı düşünüyorum. geçenlerde tanıştığım kadında Nazım şiirlerindeki Vera'ya benzemeyince sıkı dostlarla cumartesi içmelerimize daha bir sığınır oldum, ama rakı bu şişede durduğu gibi de durmuyor. bazen diyorum ki; keşke bir Sait Faik öyküsünde yaşasaydım. birde ne oldu biliyor musun, gecen durduk yere otuz sene önce Beşiktaş vapurunda rastladığım o şairi anımsadım, hiç tanışmadığımız halde masmavi konuşmuştuk, şimdi bir kitap çıkartıp, kırk sokakta tellal bağırtıyor yazar tayfası. bisiklet sporuna başlamayı ve taaaaa Çin'e kadar pedal çevirmeyi de düşünüyorum ara sıra. kulaklarımda dünyanın paslı sesi... ne kadar uzağa gidersem bilki o kadar iyi! deniz mevsimi başladı, balıklarla kardeş insanlar maviliklerde çoktan mavileşti ama ben ölü çiçeklerinin yasını tutan nar ağaçları yüzünden tatil moduna da giremedim henüz. Amerikadayaşayanbirarkadaştangelenkartpostala şöyle bir not iliştirilmişti: bazen Olriç'le konuşmak istiyorum.

şehirlere bombalar yağıyor her gece, kipriklerimizde acının kadersiz ülkesi.... ağlaşıyoruz! değil ki ölmek zor, zor olan; koyverip gitmek. ah be benim kırlangıç gözlü kederim, ah be benim kalbinde kuşlar uçuran ardıç ağacım, ah benim binbir hüzne bulanmış karanfil bahçesi ülkem.

tk/17 haziran 2016

sana rastlamayı seviyorum


güller karanfiller papatyalar çiğdemler
yüreğinde binbir hüzün
çıkamıyorum da içinden
bırakayım diyorum ipini uçurtmamın
pes ettiğim yerde sen geliyorsun aklıma
-ki sana rastlamayı seviyorum

24 mayıs 2016


...ve barışa dair

yürek kuyularımızı ele geçirmiş ejderhalar
çölde bir vaha ya da yeni trendle(umut)
ölü çiçeklerinin yasını tutan nar ağaçları
...analar

25 mayıs


tutunamayanlara

çatlağından kalbine sızıyor taşın su
sonsuz sanıyor göğü kafesteki kuş
uykusu gelen deniz uzanıp yakıveriyor fenerini
velhasıl herşey tutunuyor başka bir şeye...

07 haziran


havalar ısınıyor
kuşlar iyice yerleşir oldular buraya
ey okur aklımda açan karanfilleri koparmadan sana veriyorum
sende bir başkasına ver diye:)

14 haziran

sana dair bir mayıs şarkısı




seni özleyince içime yağmur yağar
çiçekler fışkırır toprağımdan
bilirsin papatyalar ne söyler insana
ya karanfillerin gülüşü...
bilirsin en kırmızısı güllerin yüreğinde açanıdır insanın.

tk

Derin düşünceler

Sahaftan aldığın bir romanın içinden bu takvim yaprağı çıkarsa ne yaparsın,beş ağustos 1984 de ne olmuştur,yıllarca neden kimse dokunmamıştır bu takvim yaprağına, bunları düşündüm,bu arada iyi bir roman,tavsiye ederim:)